Yazar "Atakan, Murat Can" seçeneğine göre listele
Listeleniyor 1 - 7 / 7
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
Öğe Anonim şirketlerde pay sahiplerinin bilgi alma hakkının ihlalinden dolayı yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu(2019) Atakan, Murat CanPay sahiplerinin şirkete karşı sahip olduğu önemli haklarından biri olan bilgi alma hakkı, Türk Hukuku’nda uzun yıllardır varlığını sürdürmektedir. 6762 Sayılı Ticaret Kanunu döneminde “Malumat Alma Hakkı” olarak karşımıza çıkan ve sadece pasif bilgi alma hakkını kapsayan bu düzenlemeyle, pay sahipleri yalnızca geriye dönük bilgi alma hakkını kullanabilmekteydi.(*1) 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle birlikte, pay sahipleri için aktif bilgi alma hakkı imkanının da kapıları aralandı. 6762 Sayılı Ticaret Kanunu döneminde “malumat alma hakkı”nın hiçbir haklı sebep gösterilmeksizin reddedilmesi durumunda, pay sahibinin bu hakkını mahkeme aracılığıyla dahi kullanması mümkün değildi.(*2) Bu nedenle pay sahiplerinin kanuni haklarından biri olan bilgi alma hakkı, keyfi uygulamalarla kısıtlanabiliyor hatta tamamen ortadan kaldırılabiliyordu. Yeni düzenlemeyle birlikte, pay sahiplerinin bilgi alma hakkının, şirketin korunmaya değer ortaklık menfaatleri ile şirket sırları haricinde kısıtlanması olanağı ortadan kaldırıldı. Bilgi alma hakkının kısıtlanması, cevapsız bırakılması ya da yeterli cevabın verilmemesi durumunda, pay sahiplerinin bu haklarını mahkeme kanalıyla kullanmaları mümkün kılındı. Yeni düzenlemeyle birlikte bilgi alma hakkının önemine varılıp, bu hakkın gerekli durumlarda mahkemeler aracılığıyla kullanılabilmesinin önünün açılması elbette önemli bir adımdır; ancak kanımızca problemin çözümü için tek başına yeterli değildir. Genel kurulda cevaplanmayan bir sorunun daha sonra mahkeme kararıyla cevaplandırılması, özelde pay sahibinin ihtiyacına cevap verse de genelde şirket menfaatlerine ve diğer paydaşların haklarına halel getirmektedir. Şöyle ki, özellikle geniş katılımlı genel kurullarda, pay sahiplerinden birinin soracağı tek bir soru ve bu soruya şirket tarafından verilecek cevap, diğer paydaşların ilgisini cezbedebilir ve belki de genel kurulda kullanacakları oyun rengini değiştirebilir. Dahası, şirkete yöneltilen soruya verilecek cevabın, paydaşların verecekleri oylardaki eğilimi değiştireceğini fark eden yöneticilerin, şirketin aleyhine dahi olsa sırf genel kurulda istedikleri yönde karar çıkmasını sağlamak amacıyla, yöneltilen soruları cevapsız bırakması da ihtimal dahilindedir. Bilgi alma hakkı kapsamında soruların yöneltildiği yöneticiler, bu hakkın hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesi halinde, kanuna ve/veya şirketin esas sözleşmesine aykırı hareket ettikleri gerekçesiyle sorumludurlar. Bahse konu sorumluluk, Türk Hukuku bakımından, yalnızca özel hukuk hükümleri çerçevesinde “tazminat sorumluluğu”nu kapsamaktadır. Alman Kanun Koyucu ise konuya farklı bir pencereden bakmış ve bilgi alma hakkının ihlali durumunda yöneticilerin tazminat sorumluluğunun yanı sıra cezai sorumluluklarını da hüküm altına almıştır. Çalışmamız boyunca yöneticilerin pay sahibinin bilgi alma hakkının ihlalinden doğan sorumluluğu, Türk Ticaret Kanunu’nun başta 437 ve 553 vd maddeleri olmak üzere, sorumluluğa ilişkinÖğe Anonim şirketlerin kendi paylarını iktisabının hukuki sonuçları(2021) Atakan, Murat CanPay sahipleri kural olarak kendi paylarını serbestçe devredebilse de devralacak kişinin anonim şirketin bizatihi kendisinin olması, birtakım sorunları ve sınırlamaları da beraberinde getirmektedir. Bir anonim şirketin kendi paylarını iktisabı, kanun koyucu tarafından istisnai olarak kabul edilmiş ve söz konusu iktisap hem sınırlamalara tabi tutulmış hem de söz konusu payların -birtakım şartlar altında- elden çıkarılması zorunlu hale getirilmiştir. Şirketin kendi paylarını iktisabına ilişkin bu sınır ve şartlar, kanunda nispeten açıkça düzenlenmekle beraber, bunlara aykırılık durumunda işlemin ve iktisap edilen payların akıbetinin ne olacağı hususunda bir düzenleme bulunmamaktadır. Çalışmamızda öncelikle şirketin kendi paylarını iktisabının koşulları ve paya bağlı hakların kullanılamaması genel olarak açıklanmış, ardından da kanuna uygun ve kanuna aykırı olarak ikstisap edilen payların durumu ayrı ayrı izah edilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda payların elden çıkarılması zorunluluğu gerek TTK md. 379 gerekse TTK md. 382 ve 383 hükümlerine uygun olarak iktisap edilen paylar bakımından incelenmiş, ardından da payların yok edilmesi (itfa) zorunluluğu değerlendirilmeye çalışılmıştır. Ayrıca TTK’nın 493.maddesinde düzenlenen “kaçış klozu” bağlamında, şirketin kendi paylarını iktisabı incelenmiş ve bu bağlamda şirketin birtakım sınırlamalarla bağlı olup olmadığı değerlendirilerek kendi kanaatlerimiz aktarılmaya çalışılmıştır. Son olarak şirketin kendi payını iktisap etmesi halinde, yedek akçe ayırma zorunluluğu ve iktisap edilen payların bilançodaki durumu değerlendirilmiş ve sonuç kısmında konuya ilişkin kanaatlerimize yer verilmiştir.Öğe KIYMETLİ EVRAK HUKUKU’NDA YENİ BİR ÖNERİ: ELEKTRONİK ÇEK. ALMAN ELEKTRONİK KIYMETLİ EVRAK KANUNU TASARISI (EWPG-E) IŞIĞINDA BİR İNCELEME(2021) Atakan, Murat CanÜlkemizde yaygın olarak kullanılan ve her ne kadar kanun koyucu tarafından bir ödeme aracı olarak tasarlansa da adeta bir “kredi aracı olarak” tedavül gören çek, teknolojinin gelişmesi ve ticaretin hızlanmasıyla birlikte ihtiyaçlara cevap veremez hale gelmiştir. İleri düzenlenme tarihli çekler başta olmak üzere, çekin keşide edilmesi, saklanması, devri ve çekten cayma gibi konularda birçok problem yaşanmaktadır. Söz konusu problemlerin tamamının tek bir dokunuşla düzeleceğini beklemek gerçekçi olmasa da elektronik çeklerin hayatımıza girmesi, çözüme yönelik atılacak önemli adımların başında gelecektir. Nitekim ülkemizde de bu alanda önemli gelişmeler yaşanmış ve Ticaret Bakanlığı tarafından “Elektronik Çek ve Bono Kanunu Taslağı” hazırlanmıştır. Alman Maliye Bakanlığı (Das Bundesministerium für Finanzen - BMF) ve Adalet ve Tüketicinin Korunması Bakanlığı (Das Bundesministerium der Justiz und für Verbraucherschutz) da kambiyo senetlerini modernleştirmek ve hükümetin ticaret alanındaki stratejileriyle uyumlu olarak blockchain teknolojisine ticari hayat içerisinde yer vermek amacıyla, 11/08/2020 tarihinde Alman Elektronik Kıymetli Evrak Kanunu Taslağı’nı (eWpG-E) hazırlamış, söz konusu taslak 16/12/2020 tarihinde son şeklini alarak Alman Hükümeti’nin kanun tasarısı olarak meclise sunulmuştur. Bu tasarıyla birlikte, güvenli, şeffaf, işlevsel, denetim kabiliyeti ve işlevselliği yüksek, ayrıca yatırımcıları koruyan ve finans alanındaki yeniliklere uyum sağlayan bir düzenlemenin hayata geçirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızda öncelikle Alman Maliye Bakanlığı’nın kanun tasarısı değerlendirilmiş, ardından da Türk Hukuku’nun temel prensipleri ışığında bir model önerisinde bulunulmuştur.Öğe Şirketler topluluğunda hamilik beyanları ve sorumluluğa etkisi(2020) Atakan, Murat CanHamilik beyanları genellikle güvenden doğan sorumluluğun bir tezahürü olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle bağlı şirketin finansmana erişimini kolaylaştırmak ve piyasadaki iş hacmini arttırmak amacıyla, hâkim şirket tarafından sıklıkla hamilik beyanlarında bulunulduğu görülmektedir. Kara Avrupası’nda İsviçre Federal Mahkemesi’nin Swissair Kararı ile kabul edilen güven sorumluluğunu, pozitif bir düzenleme ile kanunlaştıran ilk ülke Türkiye olmuştur. Güven sorumluluğu gerek Avrupa’da gerekse ülkemizde, doktrinde uzunca bir süre tartışılmasına rağmen, bu sorumluluk türünün en sık görülen hali olan hamilik beyanlarına aynı derecede ilgi gösterilmemiştir. Hamilik beyanlarının hukuki niteliği tartışma konusudur. Özellikle hâkim şirketin sorumluluğunun belirlenmesi noktasında beyanın hukuki niteliği büyük önem arz etmektedir. Hamilik beyanlarının sorumluluk üzerindeki etkisi, beyanın içeriğine ve beyan sınıflandırmasındaki yerine göre tespit edilebilmektedir. Bu nedenle öncelikle hamilik beyanlarını tasnif etmek, ardından da sorumluluk açısından özel olarak değerlendirmek gerekmektedir. Çalışmamız boyunca uygulamada en sık karşılaşılan hamilik beyanları ile bu beyanların hâkim şirketin sorumluluğuna etkileri detaylıca incelenmiş ve her bir hamilik beyanına göre sorumluluğun doğup doğmadığı tespit edilmiştir.Öğe The consequence of the unlawful general assembly decisions: An analysis specific to meeting and decision quorums(2022) Atakan, Murat Can; Akyasan Birsen, GönülKanuna aykırı genel kurul kararları -hiçbir tereddütte mahal vermeksizin- geçersiz kabul edilmektedir. Kanunun kurucu nitelikteki mutlak emredici kurallarına aykırılık yokluk yaptırımına tabiyken, kararın konusu bakımından emredici hükümlere aykırılık batıl olarak kabul edilmiştir (TTK 447. md, TBK 26-27. md). Kanuna aykırılık kavramı, genel kurul kararlarının iptalini düzenleyen TTK 445. maddede de kendisine yer bulmuştur. Bir başka deyişle genel kurul kararlarının “kanuna aykırı” olduğundan bahisle geçersizliğini talep etmek, yokluk, butlan ve iptal edilebilirlik seçeneklerinin tamamına başvurulabileceği gibi bir sonucu da beraberinde getirmektedir. Doktrinde kanuna aykırılık kavramı, bu kavramdan kastedilenin ne olduğu yönünden tartışılmıştır. Nitekim kanuna aykırılık kavramının kapsamına sadece kanunların girdiğini savunanlar olduğu gibi, bu kavramı daha geniş yorumlayıp, kanun dışında tüzük, yönetmelik, kararname gibi düzenlemelerin de bu kapsamda olduğunu kabul eden yazarlar da bulunmaktadır. Bu geniş yorumun bir adım ötesinde TTK m. 445’de yer alan “kanuna aykırılık” kavramının örf ve âdete, eşit işlem ilkesine, hukukun genel prensiplerine aykırılık halini de içine aldığını savunanlar mevcuttur. Doktrinde kanuna aykırılık kavramının tartışma konusu olduğu bir diğer husus ise hangi nitelikteki kanun hükümlerine aykırılığın hangi yaptırıma tabi olduğudur. Bir başka deyişle kanun hükümleri niteliklerine göre ayrımlara tabi tutulmuş ve geçersizlik hali bu ayrımlar kapsamında değerlendirilmiştir. Doktrinde bir kısım yazarlar böyle bir ayrımın yapılmaması gerektiğini, her emredici kanun hükmüne aykırılığın butlan sonucunu doğurduğunu savunmuştur. Bu noktada bir tartışma konusu daha gündeme gelmiş ve anonim şirketlere ilişkin kanun hükümlerinin emredici kabul edilmesini hükme bağlayan “Emredici Hükümler” başlıklı TTK 340. madde kapsamında da konunun değerlendirilmesi gerekmiştir. Bu değerlendirme kapsamında uygulamada sıklıkla karşılaşılan nisaplara aykırı genel kurul kararlarına uygulanacak yaptırımın ne olduğu konusunda inceleme yapılmıştır. Nitekim anonim ortaklıklara ilişkin kanun hükümlerinin mutlak veya nispi olduğunun kabul edilmesi karşısında uygulamaya yansıyan en büyük problem genel kurul nisaplarına ilişkin kendini göstermiştir.Öğe Ticari işlemlerde taşınır rehninin sona ermesi(2018) Atakan, Murat Can1971 yılında yürürlüğe giren 1447 sayılı Ticari İşletme Rehni Kanunu yaklaşık 46 yılın ardından yerini 6750 Sy.lı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanun’a bırakmış ve bu değişiklik “rehin” hususunda köklü değişiklikleri de beraberinde getirmiştir. 01.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren TİTRK ile başta KOBİ’ler olmak üzere tacir, esnaf ve ticari alanda faaliyet gösteren tüm paydaşların finansmana erişimini kolaylaştırmayı amaçlayan kanun koyucu, rehne konu olabilecek malvarlıklarının sayısını arttırmış, ticari işletmelerin malvarlıklarının bir kısmı üzerinde dahi rehin kurulabilmesinin önünü açmış ve borcun ödenmemesi durumunda rehinli malın alacaklının mülkiyetine geçmesini engelleyen “lex commissoria yasağı”nı (lex commissoria prohibition) kaldırmıştır. Kanunda yapılan değişiklik doktrinde etraflıca tartışılmış ve aradan geçen yaklaşık 1 yıllık süre içersinde birçok açıdan ele alınmıştır. Bu tartışmaların temelinde ise “rehne konu malvarlıkları” yer almaktadır. Rehnin kurulması kadar sona ermesi de son derece önemli ve hukuki açıdan özellik arz eden bir süreçtir. Doktrinde tüm dikkatlerin rehnin kurulması üzerinde toplandığı bir dönemde, bahse konu rehnin sona ermesi ikinci plana atılmış ve birçok yazar tararfından göz ardı edilmiştir. Bu çalışmayla birlikte şu ana kadar doktrinde çok fazla tartışılmamış olan, ticari işlemlerde taşınır rehni sözleşmenin sona erme konusu eski kanun ile karşılaştırmalı olarak etraflıca incelenecek ve kanunda boşluk bulunan bir takım hususlara cevap bulunmaya çalışılacaktır.Öğe Yeni bir şirket türü: Bağlı malvarlığına sahip limited şirket(2021) Atakan, Murat CanKara Avrupası’na hakim olan şirkeler hukuku ilkelerine göre, bir şirketten söz edebilmek için; sözleşme, kişi, sermaye, ortak amaç ve ortak çaba unsurlarının bir arada bulunması gerekir. Şirkete nelerin sermaye olarak getirilebileceği kanun koyucu tarafından belirlenmiştir. Sermaye içerisinde yer alan malvarlığı unsurları zamanla artarak ya da azalarak değişkenlik gösterebilmektedir. Söz konusu malvarlığı unsurlarının önemli ölçüde azalması, şirketin geleceğini de tehlikeye düşürmektedir. Özellikle aile şirketlerinde görülen ve genellikle üçüncü nesilden sonra gözlemlenen kötü yönetim şekli, şirketin zarar etmesine ve bu zararların telafisi için öncelikle ve hızlı bir şekilde malvarlığı unsurlarının satışa çıkarılmasına yol açmaktadır. Alman hukukçu, ekonomist ve iş insanlarının kurucusu olduğu “Verantwortungseigentum Vakfı” (Stiftung Verantwortungseigentum), şirketlerdeki malvarlığı unsurları kayıplarının önüne geçebilmek ve başta aile şirketleri olmak üzere, şirketlerin nesiller boyunca devamlılığını sağlayabilmek adına yeni bir şirket türü olarak “Bağlı Malvarlığına Sahip Limited Şirket” (Die GmbH in Verantwortungseigentum ya da diğer adıyla Die Gesellschaft mit gebundenem Vermögen) fikrini ortaya atmışlardır. Vakıf tarafından önerilen bu yeni şirket türüne göre, limited şirkete özgülenen malvarlıkları tasarruf işlemlerine konu olamayacak, bu sayede şirket malvarlıklarının satışı engellenerek nesiller boyunca devam etmesi sağlanacaktır. Bir başka deyişle pay sahiplerinin malvarlığı değerlerini satarak kendilerine fayda sağlayıp şirketin yok olmasına sebep olmaları engellenmeye çalışılmıştır. Bir yanda şirketlerin devamlılığını sağlayabilmek adına getirilen sınırlamalar söz konusuyken, diğer tarafta başta mirasçılar olmak üzere pay sahiplerinin haklarına halel gelmemesi adına, tüm pay sahiplerinin kar payı, yönetim ve/veya genel kurula katılma hakları koruma altına alınmıştır. Bu yönüyle getirilen öneri, adeta vakıf ile sermaye şirketi arasındaki ara bir form niteliğindedir. Vakfın önerisi olan bu yeni şirket türü, büyük tartışmalar eşliğinde Alman Parlamentosu’na gelmiştir. Çalışmamızda söz konusu öneri şirketler hukuku prensipleri temelinde ele alınmış ve gerek Türk Hukuku gerekse Alman Hukuku bakımından tasarıya ilişkin görüşlerimiz açıklanmaya çalışılmıştır.